Blog

La Maison des Bateleurs
Erasmus+

La Maison des Bateleurs

Herkese merhabaaa demek istiyorum yüksek sesle!

Açıkçası biraz mahçup hissediyorum size karşı çünkü AGH’ye geleli neredeyse 5 ay oldu ve buraya gelmeden önce 3 blog yazan ben, koca 5 ayda bir tane bile blog yazmadım. İnsan her yerde insan; rutine kapılıp gidiyor, “comfort zone”a düşüyor. Bu benim kendime yönelik getirdiğim bir eleştiri. Her neyse; bu yazıda projemi tanıma fırsatını yakalarken, nasıl bir 5 ay geçirdiğimi, neler hissettiğimi ve yaptığımı öğreneceksiniz! Haydi başlayalım!

Kamp için gelen gönüllüler ile birlikte, çalışacağımız yerdeyiz. Sağ tarafta gördüğünüz duvarı yükselttik.

AGH Erasmus’a karşı başlıklı ilk yazımda belirttiğim üzere 1 Eylül’de Fransa’ya geldim. Eylül benim için çok ama çok hızlı geçti diyebilirim; tıpkı hayatımda ilk kez burada bindiğim trenler gibi. 4-25 Eylül arasında kasabanın tarihi kalesinin duvarını onarmak üzere Meksika, İtalya, Rusya, Ukrayna, Japonya, Hindistan, Tayvan’dan gelen toplam 12 gönüllü ve evdeki Belçika, Avusturya, Rusya, Türkiye ve Fransa’dan gelen 5 gönüllü, hep beraber Uluslararası Çalışma Kampı düzenledik. Bu ilk yurt dışı deneyimimde, Dünya’nın dört bir yanından gelen gönüllülerle geçirdiğim 3 haftayı hayatım boyunca unutmayacağım. Sanki tüm bu ülkeler bir araya gelmiş, sınırlarını kaldırmışlar gibiydi.

Kaledeki son günümüzde duvarın son hali fotoğrafta gördüğünüz gibi. Ortada Hindistan’dan gelen Manju’nun elinde Fransızca “Hoş geldiniz” yazıyor.
Bahçeden bir fotoğraf.

Ekim ayı şu 5 ay içerisinde gönüllüler olarak evde en “biz bize” kaldığımız aydı diyebilirim. Ne demek şimdi bu biz bize kalmak diye soracaksınızdır; size projemden ve haftalık bir rutinden biraz bahsedersem anlayacaksınız. Öncelikle, Fransa’da 12 ayımı geçireceğim projemin yani evimin adı “La Maison des Bateleurs”, Fransa’da 1923 yılında “barış inşa etme” hedefiyle kurulan Solidarités Jeunesses kuruluşunun delegasyonlarından biri olarak (Solidarités Jeunesses’in kuruluş yılı ve amacını ilk öğrendiğimde benim aklım doğrudan Türkiye’ye, Atatürk’e ve onun “Yurtta Barış Dünya’da Barış” ülküsüne gitmişti. Ya sizin?) 1996 yılında inşa edilmiş. Ev tam anlamıyla çok uluslu bir ev; yıl boyunca uzun veya kısa dönem olmak üzere farklı milletlerden gönüllüler oluyor. Burada farklı uluslardan insanlar bir arada yaşayarak ön yargıları kırıyor, deyim yerindeyse sınırları kaldırıp yeni bir dünya kuruyorlar. Evet bana soracak olursanız “La Maison des Bateleurs” Dünya içinde bir Dünya! Savaşlarıyla, acılarıyla, kötüleriyle dolu bu gerçek dünyanın içinde, hiçbir zaman göremeyeceğimiz o ütopyayı yaşayabileceğiniz bir Dünya burası; La Maison des Bateleurs!

Atölye’den bir fotoğraf

Peki ama nasıl yaşıyoruz? Neler yapıyoruz? Hemen anlatayım! Varsayalım ki evde şu an 5 gönüllüyüz (hakikaten öyleyiz:). Hafta içi 5 gün boyunca, öğleye kadar 1 kişi yemek hazırlıyor, 1 kişi temizlik yapıyor, geri kalan 3 kişi ise teknik liderimiz Benoît ile “chantier”, Türkçe’de kullandığımız adıyla şantiye yapıyor, yani ev çevresinde bahçe bakımından tutun, boya badanaya, bahçe duvarını onarmaktan tutun, tavuk kümesi yapmaya kadar; zaman zaman içerisinde her türlü alet edevat bulabileceğimiz atölyede, zaman zaman bahçede çalışıyor. Evde gönüllülerin yanı sıra, maaşlı çalışanlar olan -bunlardan biri az önce bahsettiğim- teknik liderimiz Benoît (Kendisiyle Türkiye’de böyle bir ev inşa etmek gibi bir hayalim var aramızda kalsın şimdilik. Okumayanlara anlatmayın:), diğer ikisi ise koordinatrisimiz Lucile ve delegemiz Yoan da öğlenleri biz gönüllüler ile birlikte yemek yiyorlar.

Bu anlattığım işleyiş evin standart rutini. Evde zaman zaman grup ağırlıyoruz -tıpkı Eylül’de olduğu gibi; uluslar arası çalışma kampı ve yahut kasım ayında gerçekleştirdiğimiz gençlik değişimi gibi vesilerle- o zamanlar işleyişte değişiklikler olabiliyor. Ekim için en “biz bize” kaldığımız ay dememin sebebi işte buydu; grup ağırlamadan biz bize bir normal ay geçirdik.

Kasım’da gençlik değişimi projesi vesilesiyle ağırladığımız grup ile. Her zaman böyle iç içe değildik neyse ki! 🙂

Kasım ayına geldiğimizde artık eve iyiden iyiye alışmış ve tam olarak bir sahibi gibi hissetmeye başladım. Zira Avusturyalı gönüllünün ayrılmasıyla, artık evdeki en eski gönüllü ben olmuştum (on gün farkla:). Kasımda 2 hafta arayla 2 farklı grup ağırladık. Detaylara girerek sizleri sıkmak istemem; fakat bizim için çok yorucuydu! Tabi bunlar biz yeni gönüllülerin ağırladığı ilk grup idi, artık eski gönüllüler yoktu. Bu sebeple bir yandan da grup nasıl ağırlanır onu öğreniyorduk. Tabiki geçirdiğimiz güzel vakitlerin yanında çektiğimiz zorlukları gül-diken klişesiyle açıklamak gerekir.

Aralık ise şu ana kadarki en “Bateleurs’süz aydı! 27 Kasım-9 Aralık arası île d’aix isimli bir adaydık. Ne mi yaptık orada? Gel hele gel:) @biryurtdisiseruveni. 14-17 Aralık arası Marsilya’ya gezmeye gittik(aylar sonra bir Akdeniz havası iyi gelmişti doğrusu). 23 aralık-8 ocak arası da noel tatili sebebiyle evde değildim. Tatilin ilk haftasını Beaumotte’ta, ikinci haftasını da Türkiye’de geçirdim. Ailem bilmiyordu Türkiye’ye gideceğimi onlar için harika bir sürpriz oldu!:) 1 Hafta Türkiye bana çok iyi geldi! Agh serüvenimin 3’te 1’ini tamamlamıştım ve geri dönüp baktığımda fark ettiğim en önemli kazancım, insanın kendini bir yere ait hissetmesi duygusunu tadabilmiş olmamdı. Bir diğeri ise ülkelerin sınırlarının insanlar için birer kapalı fanusa dönüşmesi tehlikesi! Çünkü, eğer biz o fanusu kırıp dünyamızı genişletemezsek nasıl bir evrende yaşadığımızın, kimlerle aynı evrende olduğumuzun farkına asla varamayız.

İşte bu duygu ve düşünceler ile 8 ocakta Türkiye’den Bateleurs’e geri geldiğimde motivasyonumu tazelemiş, ve zamanın çok hızlı aktığı gerçeğiyle yüz yüze gelmiştim zira 4 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitmiş gibiydi ve üstelik önümdeki 8 ayın da öyle olacağına emindim.

Ocak’ta Bob Verschueren’i misafir ettik. Ben de yeni tanıdım kendisini. Bob bir “Land art” sanatçısı. Land art, Türkçe karşılığı ile arazi sanatı. Taş, toprak ve birçok doğal malzemenin kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu sanatta, doğada hendekler açma, toprağa gömme, galeri mekanı içinde toprak, gübre, taş ya da insan ürünü çevresel nesneler gibi çeşitli uygulama biçimleri var diyor Vikipedi amca. Kendisine eseri için yardım ettik. İnstagram hesabımda detayları bulabilirsiniz.

Eylül’deki uluslararası çalışma kampı sonundan bir kare.

5 ayın özetini mümkün olan en kısa şekilde yazmaya çalıştım. Dilerim keyifle okumuşsunuzdur ve sizi biraz daha Agh’ye teşvik etmiştir. Sorularınız ve ya paylaşmak istedikleriniz olursa İnstagram üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, motivasyonunuz bol olsun! Montendre’den sevgiler!

Bana ulaşın; İnstagram – Facebook – Youtube

Hakan Yılmaz

Görüş, Öneri ve Düşüncelerinizi Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir