fbpx

Blog

İtalya’da AGH | Eren Acar
Gönüllü Yazıları

İtalya’da AGH | Eren Acar

EVS programından 2010 yılında Erasmus programıyla İtalya’ya gittğimde haberim olmuştu. Daha Catania’ya gitmeden, daha önce oraya Erasmusla gitmiş arkadaşım sayesinde orada EVS programı yapan 2 Türk ile tanışmıştım. EVS nedir ki falan demiş, hiç üstünde durmamıştım. Oraya gittiğimde, onları tanıdıkça, yaptıklarını gördükçe beni bir merak ve istek sarmıştı. Ben de EVS yapmak istiyorum diyerek araştırmalara başladım. Türkiye’ye döner dönmez araştırmalara ağırlık verip, proje başvurularına başladım. İlk önce motivasyon mektubunu hazırladım (tabi motivasyon mektubu her proje için farklılıklar içermeliydi) daha sonra cv hazırladım ve proje aramalarına başladım. Yapmak istemediğim bazı proje dalları vardı onları eledim ve diğer projelerin hepsine istediğim ülkelere ve şehirlere göre başvurulara başladım.

Başvurulardan sonra işler hiç de umduğum gibi gitmedi. Ben sanıyordum ki birkaç başvuru sonrası beni kabul edecek bir proje bulurum fakat ardı ardına “Şu an gönüllümüz mevcut. Diğer başvuru tarihinde tekrar başvurabilirsiniz.” “Üzgünüz artık gönüllü kabul etmiyoruz.” vb. bir sürü olumsuz cevaplar…

Artık umudumu yitirmiştim ki Legambiente Verona adlı kurumdan bir mail aldım. Mailde bir de sorular vardı cevaplamam gereken. Çok da umutlu olmayarak soruları cevapladım ve yolladım. Ağustos ayında sonuçları açıkladılar ve mailde ‘KABUL EDİLDİN’ yazıyordu. Şuan hangi duygular içinde olduğumu tam olarak hatırlamıyorum ama çocuklar gibi mutluydum, öğrenir öğrenmez annemi aradım ve onun için üzücü olan benim içinse çok sevindirici olan haberi verdim.

1 Şubat 2012 uçağım Sabiha Gökçen Havalimanın’dan kalkacak; ama önemli soru kalkacak mı kalkmayacak mı? Çünkü tüm İstanbul kar altında bir çok uçak seferleri iptal edilmiş ve iptal edilmeye devam ediyordu. 1 Şubat sabahı erkenden kalktım havaalanına gittim, neyseki benim uçağım iptal edilmedi sağsağlim vardım Milano’ya. Orada projede birlikte çalışacağım Fransız arkadaşımla buluştum ve atladık trene Verona’ya gidiyoruz. Biz ikimiz de yorgun, bitkin bir şekilde trende yarı uyuklar şeklinde seyahat ederken Verona Porta Nuova yazısını gördük ve ‘Ah bir sonraki durakta ineceğiz’ diyerek valizlerimizi aldık, çıkış kapısının önünde bekliyoruz ama tren bizim inmemiz gereken istasyonda durmadı. J Biz ikimiz de şaşkın şaşkın birbirimize bakakaldık. Hemen koştuk görevlilere derdimizi anlattık. Meğerse bu tren sadece ana istasyonlarda ara veriyormuş, biz nerden bilelim tren değiştirmemiz gerektiğini, kimse söylemedi ki bize. J Neyse bir şekilde hallettik bir sonraki şehirde inip tekrar geri dönmek için başka trene bindik ve Verona’ya yolculuk başladı tekrardan. Bir buçuk saatte varmamız gereken Verona’ya, biz yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra varmıştık. Böylece ilk maceramızı ilk günümüzde yaşamış olduk. İçimden dedimki, sanırım daha çok bu tarz olaylarla karşılaşacağım, maceralı, heyecanlı bir 10 ay’a bu şekilde başlamış oldum.

Projeye başlamadan önce ev sahibi kuruluşlar hakkında kulağıma bazı kötü duyumlar gelmişti. Gönüllülerle çok ilgilenmiyorlar vs vs. Ben çok şanslıyım ki ev sahibi kuruluşum olsun, mentorum olsun, koordinatörümüz olsun hiçbir sorunla karşı karşıya gelmedim. Hatta en ufak bir problemde yanımızda oluyorlar hemen yardım ediyorlar.

Projede 3 kız arkadaş ile birlikte çalışıyorum. Danimarkalı, Fransız ve Polonyalı. Projemin konusu genel anlamda Verona’daki yeşil alanların korunması, düzenlenmesi, tarihi yerlere ve binalara sahip çıkılması üzerine. Haftada 2 sabah ev sahibi kuruluşumun yönettiği parkta çalışıyor, geri kalan zamanlarda ise kurumun yer aldığı tüm etkinliklerde, manifestolarda, projelerde yer alıyoruz. Benim en çok hoşuma giden ise, bisikletlerle olan yaptığımız çalışmalar. Burada bisiklet hakkında olan herşey öğrenip ve bisiklet tamirinde insanlara yardım etmeye bile başladık. İnsanın kullandığı bir aracı kendisi onarması, daha güzel yapması, onu daha da şevkli olarak kullanmasını sağlıyormuş meğer. J Türkiye’de şehir içinde yaygın olmayan bisiklet kullanımı burada oldukça yaygın ve benim favorim olan olay. Projede ilk ay eğitimler ve tanıtımlarla geçti. Çalışacağımız yerler, yapacağımız projeler, yapmamız gerekenler, yapmamamız gerekenler gösterilmiş, çalışacağımız kişilerle tanıştırılmıştık. Hah bu arada yaklaşık ilk 5 ay boyunca evde olsun iş için olsun sadece İngilizce konuştuk, aynı zamanda italyanca da öğreniyorduk ama konuşmuyorduk, çekiniyorduk. Bir gün dedik ki ‘bundan sonra ingilizce konuşmak yok.’ İyi ki de demişiz. Artık evde sadece İtalyanca konuşuluyor(çat pat da olsa), hala öğrenmeye de devam ediyoruz arkadaşlarımız ve çalışanlar sayesinde. Neredeyse hergün yeni yeni insanlarla tanışınıyor tüm milletlerden arkadaşlar ediniyoruz. Bu arada sadece çalışmıyor, boş zamanlarımı yeni yerler ziyaret ederek, değişik aktivitelere katılarak geçiyorum.  Şuan 7. ayımı bitirmiş bulunmaktayım ve 3 ayım kaldı. Çok üzülüyorum biteceği için. Sanki artık burası benim evimmiş gibi hissediyorum. Bisikletimi, arkadaşlarımı bırakıp ülkeme dönmek (her nekadar çok özlesem de) sanırım çok zor gelecek. EVS herkesin deneyim etmesi gerek bir tecrübe diyor, kalan 3 ayımı doya doya geçirmeye bakıyorum 😉

Eren Acar

Görüş, Öneri ve Düşüncelerinizi Paylaşın